Blogging Fusion » Blog Details for Mimari, sanat, tasarım, cevre, yasam | Kilsan Blog

Blogging Fusion is ranked as one of the oldest and strongest directories online!




Follow Us


Available Upgrade Detected
If you are the owner of Mimari, sanat, tasarım, cevre, yasam | Kilsan Blog, or someone who enjoys this blog why not upgrade it to a Featured Listing or Permanent Listing?.

UPGRADE

SHARE THIS PAGE ON:
Blog Details
Blog Directory ID: 31265 Get VIP Status?
: Report Blog Listing This is a free listing which requires a link back!
Google Pagerank: 1
Blog Description:

Estetik, farklı, çevreci yapılar, mimari izler bırakan mimar ve mühendisler, mimarlık, ekolojik gelişmeler, yaşama renk katan tasarımlar, sanatçılar, sanat eserleri
Blog Added: March 14, 2017 08:35:41 PM
Audience Rating: General Audience
Blog Platform: WordPress
Blog Country: Turkey   Turkey
Blog Stats
Total Visits: 448
Blog Rating: 2.00
Add the ReviewMe Button Or SEO Rank to your Blog!
Review Mimari, sanat, tasarım, cevre, yasam | Kilsan Blog at Blogging Fusion Blog Directory
My Blogging Fusion Score

Featured Resources

Example Ad for Mimari, sanat, tasarım, cevre, yasam | Kilsan Blog

This what your Mimari, sanat, tasarım, cevre, yasam | Kilsan Blog Blog Ad will look like to visitors! Of course you will want to use keywords and ad targeting to get the most out of your ad campaign! So purchase an ad space today before there all gone!

https://www.bloggingfusion.com
notice: Total Ad Spaces Available: (2) ad spaces remaining of (2)

Advertise in this blog listing?

Blog specific ad placement
Customize the title link
Place a detailed description
It appears here within the content
Approved within 24 hours!
100% Satisfaction
If not completely satisfied, you'll receive 3 months absolutely free;
No questions asked!
Buy Now!
Alexa Web Ranking: 2,501,168

Alexa Ranking - Mimari, sanat, tasarım, cevre, yasam | Kilsan Blog
Subscribe to Mimari, sanat, tasarım, cevre, yasam | Kilsan Blog
Subscribe Now!
Mega Yapılar: Eğilen Kule

Mega Yapılar: Eğilen Kule Mega Yapılar: Eğilen Kule yazısı Kilsan Blog sitesine aittir.

Mega Yapılar: Eğilen Kule

Mega Yapılar: Eğilen Kule yazısı Kilsan Blog sitesine aittir.



Ani Arkeolojik Bölgesi

Konut, din ve askeri yapıları ile orta çağ şehirciliğinin karakteristiğini gözler önüne seren Ani, İpek Yolu üzerindeki kültürel ve ticari merkezlerden biridir. Hristiyan ve daha sonra Müslüman hanedanları tarafından yüzyıllar boyunca yerleşim olarak kullanılmış olan bu çok kültürlü orta çağ kenti, 2016 yılından itibaren UNESCO Dünya Mirası olarak koruma altına alınmıştır. Kars’ın Ocaklı Köyü sınırları […] Ani Arkeolojik Bölgesi yazısı...

Ani Arkeolojik Bölgesi, genel

Ani Arkeolojik Bölgesi, Kars’ın Ocaklı Köyü sınırları içerisinde bulunuyor
Fotoğraf: Kars Valiliği

Konut, din ve askeri yapıları ile orta çağ şehirciliğinin karakteristiğini gözler önüne seren Ani, İpek Yolu üzerindeki kültürel ve ticari merkezlerden biridir. Hristiyan ve daha sonra Müslüman hanedanları tarafından yüzyıllar boyunca yerleşim olarak kullanılmış olan bu çok kültürlü orta çağ kenti, 2016 yılından itibaren UNESCO Dünya Mirası olarak koruma altına alınmıştır.

Kars’ın Ocaklı Köyü sınırları içerisinde bulunan Ani Arkeolojik Bölgesi, Ermenistan ile doğal sınır oluşturan Arpaçay nehrinin batı yakasında üçgen bir platoda yer almaktadır. İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş ve konaklama noktasında kurulmuş olan antik kent, orta çağın şehircilik, mimarlık ve sanat açısından gelişiminin ve çeşitliliğinin bir arada görüldüğü çok kültürlü bir yerleşimdir.

İpek Yolu’nun önemli bir kavşağı

On altıncı yüzyıla kadar yerleşimin sürekli olduğu Ani’nin en eski tarihinin MÖ 5000 yıllarına kadar uzandığı düşünülmektedir. Tarih öncesi dönemde yerleşim, Bostanlar Deresi olarak adlandırılan vadideki volkanik mağaralarda başlamıştır.

Bugünkü arkeolojik bölgeyi oluşturan İçkale, 4. yüzyılda Kars şehrine ismini veren Karsaklılar tarafından yaptırılmış. İpek Yolu üzerinde yer alan yerleşim çok kültürlü bir ticari merkez olarak gelişmiş, kapalı kent modelinden açık kent modeline geçişte bölgenin ilk örneği olmuştur.

Ani Arkeolojik Bölgesi, gravür
Gravür: aniharabeleri.org

Antik kent, Gürcü ve Ermeni krallığı olan Bagratlı Krallığı’nın başkenti olduğu dönemlerde gelişerek İpek Yolu’nun önemli bir kolu haline gelmiştir. Daha sonra, Bizans, Selçuklu ve Gürcistan egemenliği altında, Bizans, İran, Suriye ve Orta Asya arasındaki ticaret yollarını kontrol ederek, ticaret kervanları için önemli bir kavşak olma özelliğini korumuş; bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir.

Ani, 1319 yılında yıkıcı bir deprem yaşamış, akabinde de Moğol istilasına uğramıştır. Tüm bunların yanında ticaret yollarındaki değişimler kentin çöküşünü hızlandırmış; 1535 yılında yapılan Osmanlı-İran savaşında kent tamamen terkedilmiştir.

Özgün bir mimari tarz

Ani Arkeolojik Bölgesi, 78 hektar büyüklüğündeki bir alan üzerinde yer almaktadır. Kent, etkileyici dış cephe surları ve sur içerisindeki kamu binaları, sivil ve dini yapılar, dini anıtlar, kervansaray, köprü gibi günümüze ulaşmış 21 adet tescilli yapı barındırmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, 78 hektarlık bir alana sahip
Fotoğraf: Haigolar

Ani’de yaşamış olan Zerdüşt, Hristiyan ve Müslüman toplumlar, kentin kültürünü çeşitlendirdiği gibi mimari tarzını da etkilemiş; farklı tarzların birleşimi kente özgün ve zengin bir mimari doku kazandırmıştır. Kent, mimari tasarım, malzeme seçimi ve dekoratif detaylara yansıyan Ermeni, Gürcü ve çeşitli İslami kültür geleneklerinin buluşma yeri olmuş; kültürler arası etkileşimler sonucunda ortaya çıkan bu yeni stiller, Ani’ye özgü bir mimarinin oluşmasını sağlamıştır. Bu özgün mimari yaklaşım, Anadolu ve Kafkasya’nın farklı bölgelerinde de etkili olmuştur.

Ani Arkeolojik Bölgesi, özgün mimari
Fotoğraf: Alfonzso

Ortaçağ mimari gelişiminin geniş bir panoramasını sunan Ani, teknik, stil ve malzeme özellikleri ile Ermeni dini mimarisinin de temsilciliğini yapmakta, 4. ve 8. yüzyıllar arasında Ermeni Kilisesi mimarisinde geliştirilen plan tiplerinin hemen hemen hepsinin birlikte görülebileceği nadir bir yerleşim yeri olarak kabul edilmektedir.

Bölgedeki ilk kazılar, Ani’nin, Çarlık Rusyası’nın yönetiminde olduğu 1892 yılında başlamıştır. Rus Dil Bilimler Akademisi’nde görevli Nicholas Marr tarafından yapılan kazılar sonucunda Bronz ve Demir çağa ait yerleşimler ve Urartulu olması olası yapılar gün ışığına çıkarılmıştır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Mağara evler
Mağara evler Fotoğraf: Reyhan Çetin/ medium.com

Bostanlar Deresi’nin iki yakasındaki tüf kayalıklara oyulmuş çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bunlar dinsel, mezar odası, depo, konut, kuş evleri ve benzeri işlevlerle kullanılmıştır. Bazıları merdivenlerle çıkılan ikinci katlara sahiptir.

Anıtsal özelliklere sahip yapıların çoğunluğu hala yerinde duruyor olsa da, depremler ve insan tahribatları nedeniyle tümünde ciddi yapısal sorunlar yer almaktadır. Arazinin görsel bütünlüğü ise taş ocağı faaliyetleri ile kayalık mağaraların ve mera alanlarının uygunsuz kullanımından olumsuz etkilenmiştir.

Ani surları ve İpek Yolu’na giriş

Ani antik kentini çevreleyen surlar ilk olarak 964 yılında Bagratlı Kralı Aşot tarafından yaptırılmıştır. Sonrasında surlara, bir tanesi Selçuklular zamanında olmak üzere iki kez takviye yapılmıştır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Ani surları
Fotoğraf: © Fahriye Bayram/whc.unesco.org

Toplam uzunluğu 4 buçuk kilometre olan surların yüksekliği kurulduğu arazinin eğimi nedeniyle 5 metre yüksekliğe dek erişmektedir. Dış cephesinde haç motifleri, aslan ve yılan kabartmalı rölyefler, çini süslemeler bulunan surların yedi giriş kapısı bulunmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Aslanlı Kapı
Aslanlı Kapı Fotoğraf: aniharabeleri.org

Sur kapılarının en önemlileri Aslanlı Kapı, Kars Kapısı ve Sarnıçlı Kapı’dır. Aslanlı Kapı’nın bulunduğu surların doğu burcu üzerinde Selçuklu Sultanı Alparslan’ın kenti 1064 yılında fethetmesini belgeleyen dört satırlık kufi İslami kitabe bulunmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, İpek Yolu Köprüsü
İpek Yolu Köprüsü Fotoğraf: Ggia

İpek yolunun Anadolu’ya ilk giriş noktasında bulunan İpek Yolu Köprüsü, Arpaçay nehrinin üzerine kurulmuştur. İki katlı köprünün alt katı kervanların, üst katı ise yaya ve askerlerin geçişi için kullanılmıştır. 9. yüzyılda inşa edilen köprünün günümüze sadece ayakları ulaşabilmiştir.

Etkileyici kiliseler

Ani’de pek çok kilise bulunmaktadır. Bunlardan en dikkat çekeni Ani Katedrali’dir. Kesme tüf taşından inşa edilmiş olan kare planlı katedralin temelleri Bagratlı Kralı II. Sembat tarafından 990 yılında atılmış ancak kralın ölümü nedeniyle eşi kraliçe Katranide tarafından tamamlanmıştır.

Yazıtlara ve tarihçilere göre kilisenin mimarı aynı yüzyılda İstanbul Ayasofya Kilisesi’nin tamiratını yapan Tridat ustadır. Katedral, Alparslan’ın Ani’yi fethinden sonra camiye çevrilmiştir.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Aziz Prkich Kilisesi
Aziz Prkich Kilisesi Fotoğraf: Ggia

Katedralin yakınında yer alan Aziz Prkich Kilisesi, 1036 yılında inşa edilmiştir. İçi sekiz köşegenden oluşan daire planlı kilise, kubbelidir ve iki kısımdan oluşmuştur. Kilise, 1291 ve 1342 yıllarında Atabekler tarafından restore edilmiş, 1930’lu yıllarda ise yıldırım düşmesi sonucu yarısı yıkılmıştır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Kral Gagik Kilisesi
Kral Gagik Kilisesi Fotoğraf: aniharabeleri.org

Kral Gagik tarafından 10. yüzyıl başlarında yaptırılan Gagik Kilisesi, ilk yapıldığı yıllarda yüksek kubbesi nedeniyle yıkılmış, sonrasında sekiz tane bazalt taşından yapılmış sütun üzerine daha küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Kiliseden günümüze sadece temel duvarlarından bir kısmı ulaşabilmiştir.

Silindirik bir yapıya sahip olan Abughamrents Aziz Gregory Kilisesi, 980 yılında Prens Pahlavuni tarafından yaptırılmıştır. Silindirik bir yapıya sahip olan kilise, sekizgen kubbelidir ve birbirine geçmiş ince sütunların desteklediği altı adet kenar sütun üzerinde durmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Tigran Honents Kilisesi
Tigran Honents Kilisesi Fotoğraf: mx

Tigran Honents Kilisesi, Anili bir tüccar olan Tigran Honents tarafından 1215 yılında inşa ettirilmiş. Haç planlı kilisenin iç mekanı dört büyük sütunla kubbeye bağlanmıştır. Kilisenin çatı alınlıkları rölyef hayvan figürleri ile içi ise İsa’nın doğumundan ölümüne kadar geçen olayları sembolize eden fresklerle süslenmiştir.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Surp Hripsime Bakireler Kilisesi ve Manastırı
Surp Hripsime Bakireler Kilisesi ve Manastırı Fotoğraf: aniharabeleri.org

Türkiye-Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay Nehri’nin oluşturduğu vadide yer alan Surp Hripsime Bakireler Kilisesi ve Manastırı, 13. yüzyılın mimari yapısı ve süslemelerinin karakteristik özelliğini taşımaktadır. Silindirik bir plana sahip olan kilisenin kubbesi çadır görünümündedir. Dış cephe duvarları üzerinde geometrik şekilli kabartma süslemeler mevcuttur.

Selçuklu izleri

Kentin Selçuklular tarafından fethedilmesinden sonra Ani kültürü İslam ve Türk mimarisi yapıları ile daha da zenginleşmiştir. Ebu’l Menuçehr Bey tarafından yaptırılan Ebu’l Menuçehr Camisi, Anadolu’da inşa edilen ilk Türk camidir. Aynı zamanda günümüze sağlam bir şekilde ulaşan en eski Selçuklu eseridir.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Ebu’l Menuçehr Camisi
Ebu’l Menuçehr Camisi Fotoğraf: aniharabeleri.org

İki katlı, dikdörtgen planlı ve üç nefli caminin Arpaçay vadisine bakan kısmının zemin katı toprağa gömülü olarak inşa edilmiştir. Bu kısımda bulunan dört oda medrese olarak kullanılmıştır. Medrese üzerindeki ilk kat, fil ayağı sütun kemerler ile birbirine bağlanarak geniş bir kubbe taşımaktadır. Kubbe tavanı zengin Selçuklu motifleri ile süslenmiştir. Düzgün kesme tüf taşından yapılmış olan caminin taş minaresi 99 basamaklıdır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Selçuklu Kervan Sarayı
Selçuklu Kervan Sarayı Fotoğraf: aniharabeleri.org

Antik kentin merkezindeki ana caddede yer alan Selçuklu Kervan Sarayı, 12. yüzyıl başlarında yapılmıştır. Kervansarayın taç kapısında yer alan süslemeler tipik Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.

Ani Arkeolojik Bölgesi, Küçük Hamam
Küçük Hamam Fotoğraf: © Fahriye Bayram/whc.unesco.org

Selçuklu mimari tarzının başka bir örneği olan Küçük Hamam, dört eyvan, dört halvet, bir ılıklık ve külhan kısmı odalarından oluşmaktadır. Odaların kapı girişleri sivri kemerli olarak yapılmış; eyvanlar ise tonoz kemerlerle örtülmüştür.

Ani Arkeolojik Bölgesi yazısı Kilsan Blog sitesine aittir.



Nestlé Çikolata Müzesi

İsviçre’nin ünlü çikolata markası Nestlé, fabrikasının tesislerinde yer alan müzesi ile ünlü yönetmen Tim Burton’un hayal gücüne adeta rakip oluyor. Ziyaretçilerine çikolata üretim süreçlerini ve çikolata tarihini eğlenceli bir şekilde sergileyen müzede Nestlé’nin kurumsal renkleri olan kırmızı ve beyaz renkler kullanılmış. Çikolataların ambalajını vurgulayan dış cephede kırmızının tonları içeride ise beyaz renkler hakim....

Nestlé Çikolata Müzesi, genel

Nestlé Çikolata Müzesi, Meksika'da yer alıyorİsviçre’nin ünlü çikolata markası Nestlé, fabrikasının tesislerinde yer alan müzesi ile ünlü yönetmen Tim Burton’un hayal gücüne adeta rakip oluyor. Ziyaretçilerine çikolata üretim süreçlerini ve çikolata tarihini eğlenceli bir şekilde sergileyen müzede Nestlé’nin kurumsal renkleri olan kırmızı ve beyaz renkler kullanılmış. Çikolataların ambalajını vurgulayan dış cephede kırmızının tonları içeride ise beyaz renkler hakim.

Meksika’daki ilk çikolata müzesi olan Nestlé Çikolata Müzesi, Mexico City’deki Toluca yakınlarında bulunuyor. Nestlé fabrikasına eklenerek otoyol boyunca 300 metrelik yeni bir görüntü oluşturan müze, yapısal ayaklar tarafından desteklenerek fabrikanın girişindeki bahçe üzerinde yükseliyor.

Meksikalı mimar Michel Rojkind’in sahibi olduğu Rojkind Arquitectos tarafından yapılan bina, üç ay gibi çok kısa bir sürede inşa edilmiş. Komplekste müze, dükkan, tiyatro ve fabrikaya doğrudan erişim bulunuyor.

Büyülü bir dünya

Müzenin dış tasarımı, Nestlé markasını ve ambalajını vurgulayan eğlenceli bir origami formunda. Bu zikzaklı ilgi çekici origami form, bahçe seviyesinden yükseliyor ve büyülü bir dünyanın girişine dönüşüyor. Binanın cephesi yağmur suyunu boşaltmak için kırmızı oluklu çelik panellerle kaplanmış. Kenarlar boyunca kullanılan metal detaylar ve açılı formlar cephenin fasetli şeklini öne çıkarıyor.

Nestlé Çikolata Müzesi, Bkırmızı oluklu çelik panellerOtoyol kısmından görünen kısım, temperli camdan oluşan bir cepheye sahip. Beton zemin ve destek kolonları üzerinde yükselerek yerden tamamen ayrılan çelik bina, huni şeklindeki bir yapıyla çikolata fabrikasına doğrudan bağlanıyor.Nestlé Çikolata Müzesi, temperli camdan oluşan cephe

Dramatik bir mimariye sahip olan müze, 634 metrekarelik bir alanı kaplıyor ve yolculuğun başlangıç noktası olarak çikolata fabrikasına hizmet veren, kaleydoskop şeklinde eğlenceli bir ana giriş içeriyor.

Nestlé Çikolata Müzesi, kaleydoskop şeklindeki ana girişGri ve beyaz tonlardaki alçı panellerle oluşturulmuş eğlenceli ve çarpıcı iç mekanlar, ziyaretçilerin mümkün olan en keyifli deneyime sahip olmasını sağlıyor. Bina içinde bir resepsiyon, Nestlé çikolatalarının tarihini görsel ve işitsel olarak anlatan bir tiyatro, çeşitli üretim süreçlerinin izlenebildiği bir tünel ve hediyelik eşyaların satıldığı bir müze mağazası yer alıyor.Nestlé Çikolata Müzesi, iç alanlarda beyza renk kullanılmış

Fotoğraflar: rojkindarquitectos.com

Nestlé Çikolata Müzesi yazısı Kilsan Blog sitesine aittir.



Mutfakta sanat: Dolce & Gabbana ve Smeg

İki ünlü İtalyan markası Dolce & Gabbana ve Smeg, teknoloji ve yaratıcılığı bir araya getirerek mutfaklara eşsiz bir sanatsal bir yaklaşım sunuyorlar. Yuvarlak çizgilere sahip tasarımları, eğlenceli renkleri ile mutfak donanımlarına farklı bir çehre kazandıran Smeg, İtalyan’ın önde gelen beyaz eşya ve mutfak aletleri üreticilerinden. Dolce & Gabbana ise İtalyan modacılar Domenico Dolce ve Stefano […] Mutfakta sanat: Dolce & Gabbana ve Smeg...

Mutfakta sanat: Dolce&Gabbana ve Smeg koleksiyonları

İki ünlü İtalyan markası Dolce & Gabbana ve Smeg, teknoloji ve yaratıcılığı bir araya getirerek mutfaklara eşsiz bir sanatsal bir yaklaşım sunuyorlar.

Yuvarlak çizgilere sahip tasarımları, eğlenceli renkleri ile mutfak donanımlarına farklı bir çehre kazandıran Smeg, İtalyan’ın önde gelen beyaz eşya ve mutfak aletleri üreticilerinden. Dolce & Gabbana ise İtalyan modacılar Domenico Dolce ve Stefano Gabbana tarafından kurulan ünlü bir moda evi. Farklı sektörlere ait Sicilyalı iki şirket, benzer kökleri paylaşmak, geleneklerine duydukları derin saygıyı göstermek ve yaratıcılıklarını ortaya koymak üzere bir araya gelerek ustalıklarını birleştirdiler.

Frigorifero d’Arte

Smeg’in kalitesi ve teknolojisi ile Dolce & Gabbana’nın yaratıcılığı ve usta işçiliğini bir araya getiren koleksiyonlar, ‘Frigorifero d’Arte’ adıyla ilk kez 2016 yılında Milano Tasarım Fuarı’nda sergilenen buzdolapları ile başladı.

Mutfakta sanat: Dolce&Gabbana ve Smeg, Frigorifero d'Arte buzdolapları
Fotoğraf: smeg.it

Dolce & Gabbana ve Smeg , FAB28 buzdolabının özel bir baskısının tasarımı için biraya geldiler. Smeg’in FAB28 model buzdolaplarından yüz tanesi Dolce & Gabbana tarafından Sicilyalı sanatçılara ait resimlerle bezendi. Sicilya’nın ayırt edici unsurları olan limonlar, trinacria sembolü, araba tekerlekleri, ortaçağ şövalyeleri ve savaş sahneleri ile Domenico Dolce ve Stefano Gabbana’nın estetiğinin önemli yönleri buzdolaplarının üzerine yansıtıldı. Ayrıca, her buzdolabı için özel olarak geliştirilen temalar, klasik çiçek motifleriyle süslendi.

Sicily My Love

İtalya’nın kalbinden gelen taze, güçlü işbirliğinin ikinci çarpıcı koleksiyonunu küçük mutfak aletleri oluşturdu. ”Sicily My Love” adlı koleksiyonda yer alan her ürün Sicilya folklorunun yansıtıcı yorumları ile dekore edildi.

Limonlar, dikenli armutlar ve parlak kırmızı kirazlar, ‘crocchi’ olarak bilinen üçgen motiflerle çerçevelenmiş geleneksel Sicilya süslemeleri ile bezendi. Her alet ayrıca, narin çiçek motifleri, büyüleyici frizler ve acanthus ağacı yaprakları ile çevçevelenerek, güney İtalya, Etna Dağı ve Tapınaklar Vadisi’nde bulunan Castor ve Pollux Yunan tapınağının pitoresk kalıntılarının görüntüleri ile kaplandı. Tüm bu temalar ve dekoratif semboller hem Sicilya’yı hem de Domenico Dolce ve Stefano Gabbana’nın estetik bakışının önemli yönlerini vurguladı.

Divina Cucina

Dolce & Gabbana ve Smeg, koleksiyonun üçüncü serisi olan ‘Divina Cucina’ ile bir kez daha Sicilya’dan esinlenen bir dizi desene yaratıcı güçler kattı. Yeni koleksiyon moda, tasarım ve teknoloji arasındaki yakın ilişkiyi daha da güçlendirdi.

Mutfakta sanat: Dolce&Gabbana ve Smeg, Divina Cucina
Fotoğraf: smeg.it

2018 Milan Tasarım Haftası’nda sunulan yeni seride, Victoria tarzı bir ocak, davlumbaz ve ilk koleksiyon olan buzdolabı koleksiyonuna ilave edilen bir adet FAB28 buzdolabı yer alıyor.

Cihazlar bölgedeki Majolica seramiklerinden ilham alınarak okyanus mavisi ve inci beyazı desenlerle kaplandı. Diğer serilerdekilere benzer parlak ve renkli motiflerle süslü cihazlar, yine geleneksel Sicilya süslemeleri ve geometrik şekillerle çerçevelenip, limon, armut ve kiraz illüstrasyonları ile zenginleştirildi. Seride yer alan üç cihaz da, İtalyan mirasını, daha özel olarak da Sicilya desenlerini ve tasarımlarını yansıtacak şekilde ve benzersiz olarak üretildi.

Mutfakta sanat: Dolce & Gabbana ve Smeg yazısı Kilsan Blog sitesine aittir.



Casa de Aliaga

Casa de Aliaga yani Aliaga Evi, Lima’nın kuruluş yılı olan 1535’te Jeronimo de Aliaga y Ramirez’in konutu olarak inşa edildi. O tarihten bu yana, beş asırdır Aliaga’nın torunları bu evde yaşıyor. On yedi nesil boyunca aynı aileye ev sahipliği yapan Casa de Aliaga, Amerika kıtasında aynı ailenin yaşadığı en eski ev olarak biliniyor. Lima kentiyle […] Casa de Aliaga yazısı Kilsan Blog sitesine...

Casa de Aliaga, Lima

Casa de Aliaga, yan
Fotoğraf: historiadevillapalacios.es

Casa de Aliaga yani Aliaga Evi, Lima’nın kuruluş yılı olan 1535’te Jeronimo de Aliaga y Ramirez’in konutu olarak inşa edildi. O tarihten bu yana, beş asırdır Aliaga’nın torunları bu evde yaşıyor. On yedi nesil boyunca aynı aileye ev sahipliği yapan Casa de Aliaga, Amerika kıtasında aynı ailenin yaşadığı en eski ev olarak biliniyor.

Lima kentiyle aynı yaşta olan Casa de Aliaga’nın öyküsü Lima’nın kuruluşu ile başlıyor. 1534 yılında İspanyollar, Francisco Pizarro önderliğinde bölgeye gelir ve İnkalara ait toprakları ele geçirerek, 18 Ocak 1935 yılında Krallar Şehri olarak adlandırılan Lima’yı kurarlar. Pizarro, İspanya Kralı tarafından Peru’ya vali olarak atanır. Peru’daki Aliaga soyunun kurucusu ve Lima’daki evin ilk kurucusu olan Aliaga da Peru’nun istilası sırasında Pizarro’nun yanında yer alır.

Jeronimo de Aliaga y Ramirez, portre
Jeronimo de Aliaga y Ramirez

İspanya ‘nın Kastilya Leon bölgesinde yer alan Segovia şehrinin soylularından Francisca Ramirez’in oğlu olan Aliaga, zamanının birçok genç adamı gibi, on altı yaşından itibaren çeşitli ordulara katılır ve dikkat çeker. Peru’nun alınması sırasında da başarılı olması nedeniyle Pizarro tarafından ödüllendirilir; teğmen ve belediye başkanı görevleri verilir. Lima’nın kuruluşu sırasında Aliaga, günümüzde Hükümet Konağı olarak kullanılan Pizzaro’nun evinin yanındaki arsayı satın alır ve Casa de Aliaga’yı inşa eder. Böylece Pizzaro’ya komşu olur. O zamandan bugüne kadar, aile evin içinde yaşamaya devam eder, böylece Casa de Aliaga, kıtada aynı ailenin yaşadığı en eski ev unvanına sahip olur.

26 Mart 1541 tarihinde Francisco Pizarro’nun bir suikastle öldürülmesinden sonra Pizarro’nun yandaşları şehrin komutasını Aliaga’ya emanet eder. Sonrasında Aliaga, Peru Valiliği’ne atanır. Valiliği sırasında, Lima büyük malikaneleri ve zengin aileleri ile iyi tasarlanmış bir şehir görünümüne bürünür.

Kuşaktan kuşağa farklılaşan dekorasyon

Yaşadığı depremlerle yenilenen, modadaki değişimlerle pek çok kez dekorasyonu değiştirilen evin odaları hem sömürge hem de cumhuriyetçi Lima’nın tarihinin izlerini taşıyor. Evin, tarihsel değeri üç açıdan oldukça önemli: Lima’nın orijinal evlerinden ilki olması, kentin kurucuları ve Peru’nun fatihlerinden birine ait olması, bugüne kadar aynı aile tarafından kullanılıyor olması. Sanatsal değerleri ise, şiirsel iç mekanının güzelliğinden ve orijinal ortamlarının yaratıcılığından kaynaklanıyor.

Solares adı verilen bir iç avluya sahip eve uzun ve geniş bir ön kapıdan giriliyor. Kapının kalın ahşap yapısı, evi kalabalık ve gürültüden uzak tutuyor. Girişte yer alan mermer merdivenin korkuluğu çok sağlam olan cocobolo ağacından yapılmış.

Casa de Aliaga, avlu
Fotoğraf: inboundperu.com

Evin iç dekorasyonu, ailenin birbirini izleyen nesillerinin kendi stillerinden ve moda eğilimlerinden izler taşıyor. Mavi fayanslı oda anlamına gelen “salón de los azulejos” adlı oturma odasında, elle boyanmış ve desenlenmiş on yedinci yüzyıl fayansları yer alıyor. Odanın dikkat çeken bir yanı da şöminenin üzerinde yer alan Aliaga’nın yağlıboya tablosu. Ayrıca savaşırken kullandığı Solingen’de yapılmış kılıcı da odada sergileniyor.

Casa de Aliaga, oturma odası
Yaldızlı salon Fotoğraf: casadealiaga.com

İç avluya geçiş oymalar, heykeller, resimler, sütunlar ve armaların bulunduğu aydınlık bir salondan yapılıyor. Oturma odalarına, yemek odalarına ve yatak odalarına geniş koridorlarla ulaşılıyor.

Casa de Aliaga, koridor
Avluya geçiş sağlayan koridor Fotoğraf: casadealiaga.com

Marie Antoinette’in profilinin vurgulandığı XVI. Louis mobilyalarının, resimlerinin ve XIX. yüzyıldan kalma büyük bir Fransız halısının bulunduğu “yaldızlı salon”un duvarlarına büyük aynalar asılmış. Salonda ayrıca 1889’da Paris’teki Evrensel Sergisi’nde ödül kazanan bronz bir soba ve her biri yüzyıllar boyunca toplanan pek çok değerli obje ve vazo yer alıyor.

Geniş pencereleri ile avluya bakan yemek odası oldukça büyük. Özenle tasarlanmış tavanlarda ve duvarların üzerinde Cristobal Lozano ve Jose Bermejo gibi 18. yüzyılın önde gelen ustalarının çalışmaları bulunuyor.

Casa de Aliaga yazısı Kilsan Blog sitesine aittir.



Giethoorn: Huzur, doğa ve sessizliğin gerçeküstü birlikteliği

Giethoorn, insana dev bir botanik bahçesini anımsatan masalsı bir su köyü. Doğanın insanla bir arada yaşamasının en güzel örneklerinden biri olan bu küçük köydeki tek gürültü, rüzgardan sallanan yaprakların hışırtısı, kuşların keyifli şakıması ya da bir ördeğin sudaki ayak çırpıntıları… Hollanda’nın Overijssel eyaletinde kanal sisteminin merkezinde yer alan Giethoorn, kanallar arasındaki yerleşimi nedeniyle “Kuzey’in...

Giethoorn, genel

Giethoorn, insana dev bir bir botanik bahçesini anımsatan masalsı bir su köyü
Fotoğraf: Suedehead

Giethoorn, insana dev bir botanik bahçesini anımsatan masalsı bir su köyü. Doğanın insanla bir arada yaşamasının en güzel örneklerinden biri olan bu küçük köydeki tek gürültü, rüzgardan sallanan yaprakların hışırtısı, kuşların keyifli şakıması ya da bir ördeğin sudaki ayak çırpıntıları…

Hollanda’nın Overijssel eyaletinde kanal sisteminin merkezinde yer alan Giethoorn, kanallar arasındaki yerleşimi nedeniyle “Kuzey’in Venedik’i” olarak tanınıyor. Köye ulaşımın güçlüğü uzun yıllar bilinmemesine sebep olmuş. 1958 yılında Hollandalı film yapımcısı Bert Haanstra’nın ünlü komedi filmi Fanfare’yi burada çekmesiyle köy tanınmış hatta oldukça da ünlenmiş. Özellikle Çinli turistler arasında çok revaçta olan köye her yıl 150.000 ila 200.000 Çinli turist geliyor.

Keçi boynuzu

Giethoorn, 1230 yılında Akdeniz bölgesinden gelen Fransisken keşişleri tarafından kurulmuş. İtalya Perugia’dan geldiği sanılan köyün bu ilk sakinleri, muhtemelen 1170 yılında bölgeyi tahrip eden büyük selde ölmüş olan yaban keçilerinin boynuzları ile karşılaşmışlar. Bu nedenle yerleştikleri köyü Geytenhoren yani “keçi boynuzu” olarak adlandırmışlar. Zaman içinde diyalekt değişimler ile köyün ismi Giethoorn’a dönüşmüş.

Giethoorn, keçi boynuzu anlamına geliyor
Fotoğraf: holandiabeztajemnic.pl

On altıncı yüzyılda Giethoorn ağırlıklı olarak basit yaşam stilini savunan Hristiyan topluluk Mennonitlerden oluşan bir nüfusa sahip olur. Bu süre zarfında Giethoorn’un cemaati, Kuzey Giethoorn ve Güney Giethoorn olarak ikiye bölünür. 20. yüzyılın ortalarında ise kilise köyde çok aktif hale gelir. Köyün diğer yerleşimlerden uzun yıllar uzak kalmasının bir nedeni de Mennonitlerin mütavazi, sakin ve içine dönük yaşam tarzları olmuştur.

Turba ile oluşan karakteristik doku

Turba, bitki kalıntılarından oluşan, siyaha yakın renkte, hafif süngerimsi yapıda ve yakıt olarak kullanılan bir taşıl kömürdür. Bölgenin ilk yerleşimcileri, bataklık topraklarda oluşmuş olan turba tortularını çıkarmak için madencilik yapmaya başladılar. Kazılar sonunda toprakta pek çok delik açılmış oldu. Bu delikler zaman içinde rüzgar ve fırtına etkisi ile yağmur sularıyla doldu ve farklı boyutlarda pek çok sığ göl ve gölet oluştu.

Turbaları taşımak ve ulaşım için kanallar ve hendekler kazıldı. Evler, kanallar ve göller nedeniyle oluşan küçük adalara inşa edildi ve köprülerle evlere bağlantı sağlandı. Tüm bunlar Giethoorn’un karakteristik dokusunu oluşturmuş oldu.

Saz çatılı çiftlik evleri, kanallar ve köprüler

Giethoorn evleri, ahşap köprüler üzerinden ulaşılan küçük adalara inşa edilmiş. 200 yıllık evlerin sazdan yapılmış kubbeli çatıları özenle korunmuş. Evler, 18. yüzyıl klasik Hollandalı mimarisi ile 19. yüzyıl Victoria tarzına sahip.

Köyde eskiden hiç yol yokmuş ve tüm ulaşım su kanallarından yapılıyormuş. Günümüzde de Giethoorn’un özellikle eski kısımlarına herhangi bir motorlu ulaşım bulunmuyor. Bunun yerine bir metrelik ortalama derinliğe sahip, toplam yedi buçuk kilometre uzunluğundaki su kanalları yer alıyor.

Giethoorn, köyün özellikle eski kısımlarına herhangi bir motorlu ulaşım bulunmuyor
Fotoğraf: Gouwenaar

Her türlü taşıma da ulaşım gibi köyü labirent gibi çevreleyen kanallarla yapılıyor. Kanalların yanındaki patikalar yürüyüş veya bisiklet yolu olarak kullanılıyor. Evlere ulaşım ve adacıklar arasındaki bağlantı kanallar üzerinde bulunan 180 tane yaya köprüsü ile sağlanıyor.

Giethoorn, Kanallar üzerindeki ulaşım kanolarla ve “Whisperboats/ Fısıltı tekneleri” adı verilen elektrikle çalışan teknelerle sağlanıyor
Fotoğraf: piotr iłowiecki

Kanallar üzerindeki ulaşım kanolarla ve “Whisperboats/ Fısıltı tekneleri” adı verilen elektrikle çalışan teknelerle sağlanıyor. Giethoorn’a özgü teknelerin elektrikli oluşu köyü hem benzin kokusundan hem de gürültüden korumuş oluyor.

Giethoorn: Huzur, doğa ve sessizliğin gerçeküstü birlikteliği yazısı Kilsan Blog sitesine aittir.



Subscribe to RSS Feed
Other Related Blogs

Link to Category: Blog Articles


Or if you prefer use one of our linkware images? Click here